antalya psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antalya psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2013 Cumartesi

Çocuklara Farklı Yaklaşım Sistemi...


Uzun bir aradan sonra tekrar.........


Montesorri eğitim sistemi hep ilgimi çekmiştir aslında ancak bebeğim olduktan sonra değerini daha çok anladım diyebiliriz.


Çocukta doğuştan kedini geliştirme yeteneği vardır. Biz sadece bunu engellemeyelim yeter. Olabildiğince kolay olmakla birlikte koşuşturma içindeyken bir o kadar zor bir durum bu aslında….

Sistemi oturttuğunuz da ise kendiliğinden işleyen bir düzen içerisinde buluyorsunuz kendinizi, yeni bir durum ile karşılaştığınızda; eyvah simdi ne yapacağım demenize gerek kalmıyor. Peki bunu nasıl yapabiliriz? Bu sistemi benimsemek, hayata geçirmek bir süreç aslında… zamanla daha iyi anlıyor ve sindirdiğinizi hissediyorsunuz. Alışık olduğumuz sistemlerin aksine yavaş işlese de uzun vadede daha geçerli bir sistem.


Örneğin Çocuğunuza odasını toplaması için Çikolata (rüşvet- ödül) teklif ettiğinizde hemen etki ettiğini görebilirsiniz. Kolay ve zahmetsiz bu tutum ilk günler harika sonuçlar verse de ilerleyen zamanlarda doyumsuz ve her şey karşısında beklentisi olan bir çocukla baş başa kalmanıza neden olabilir.  Ve hatta hiç istemeseniz de bir süre sonra cezaya dönüşmüş bir kısırdöngünüm içinde bulabilirsiniz kendinizi…Aslında ödül yerine kullanılabilecek çok seçeneğimiz var. Çocuğunuz iyi bir şey yaptığında ona ne hissettiğini sormanız yeterlidir. O anki duygusunu fark etmesi bir sonraki durumda onu güdüleyici  olacaktır. Tabi ki kısa vadede ödül kadar etkili olmayan bu yöntem ilerleyen süreçte kalıcı bir sistemin özümsenmesini sağlayacaktır. bu konu ile ilgili başka yazılarda ayrıntılı değerlendirmeler bulabileceksiniz.


Bu sistem içerisinde başka neler mi var aslında Çocuğun dünyayı keşfetmesinde siz sadece yön gösterici oluyorsunuz.
Örneğin Ceketini kendisinin asması daha sonra kendisinin giymesi, özellikle yemeğini kendisinin yemesi... biraz zaman istese de bir süre sonra daha kolay oluyor.

Basit askılardan alıp yapıştırmanız yeterli oluyor. Bizim paşa yeni yeni ögreniyor... :)


İlk günler her yer yemek olsada zamanla daha iyiye gidiyor...:)







Oyuncaklarını kendisinin toplaması…. Oyuncakların bir sepetten toplanmasından ziyade raflarda yer alması ve az olması çocuğun zihinsel gelişimi acısından daha faydalı bir tutum olacaktır.



onları raftan indirip tekrar yerleştirmek  ona oyun gibi geliyor.:)




Psk Ayşegül Karademir

Bu konu da ilginizi cekebilir.




https://twitter.com/internetannesi

seminerleriniz için tesekkur ederim....

9 Mart 2013 Cumartesi

2 yaş Sendromu - Hoşgeldin Minik Ergenim




Nedeni bilinmeyen hırçınlıklar, özgürlüğünü ilan etmeler, kendini yere atmalar, istediğini yaptırana kadar ağılamalar, yapınca da memnun kalmamalar :) daha neler neler? Bu şekilde davranan çocuğu karşısında çaresiz kalan ebeveynlerle çok karşılaşıyorum. Bir çoğunun genel endişesi bu çocuk neden böyle oldu? Bu Çocukla nasıl baş edeceğim?

sakin olun miniğiniz ergenliğe adım attı....

Biz bu döneme 2 yaş sendromu diyoruz. Her ne kadar 2 yaş dense de 1,5 ay ile 3,5 yaşa kadar devam eden yorucu bir dönemdir. Çocuğun bu dönemde anneye olan bağlılığı her ne kadar devam etse de bende kendimi ifade edebiliyorum

Gelelim bizim minik paşaya
Evet bizim paşada bu döneme yavaş yavaş adımını atıyor. Dün annesi, dedesi ve babası ile yemekteyiz. Bizim paşada sebebini anlamadığımız bir huzursuzluk var. Beni kaldırıyor olmuyor, babasını kaldırıyor olmuyor. Sonunda anneannesini kaldırdı ve onun yerine sandalyeye oturdu :) hem de ne oturmak öyle bir yerleşiyor ki ... artık ben sizin gibi oturacağım bana da sizin sandalyenizden getireceksiniz der gibi bir hali var. :) o an onu yememek için kendimizi tuttuk tabi ki :)
ve bugün....
bugün fırçayla oynamak istedi. üç kısmı çok temiz olmadığı için çıkarmak istedim. O an olanlar oldu :) öyle bir yaygara kopardı ki... Anneciğim istediğini biliyorum ama sana bunu sana veremem dedim ve yanına yaklaştım. kendini yere attı. tam  bir protesto hali.... ilk kez onu bu kadar hırcın görüyordum. ve o an içimden hoş geldin minik ergenim dedim. :)
Bu Konuda neler yapabilirsiniz ile ilgili yazılarım olacak…

devam edecek.....:)

5 Mart 2013 Salı

“Ah dedim geçti”




“Ah dedim geçti”

Kültürümüzden mi geliyor, yoksa annelik duygusunun verdiği bir savunma mekanizması mıdır bilinmez sık duyduğumuz bir kelimedir “ah dedim geçti” Çocuğu yere düşen ya bir tarafını çarpan annelerin kurtarıcısıdır bu cümle. Kendiniz kullanmasanız bile etrafınızda mutlaka duyduğunuz bir cümledir.



Geçen gün oğlum minderde yuvarlanırken dengesini kaybetti, basını yere çarptı. Onun o ağlayışını görünce dayanamadım ve içimde ki anne harekete geçti ve basını vurduğu yere “ah çocuğumun canını acıttın” cümlesi çıkıverdi ağzımdan. Bu tür cümleler hep rahatsız etmiştir beni ama o an engel olamadım kendime ve sustum. Ağlaması kesilen oğlum kucağımdan indi ve başını çarptığı yere koştu ah ah ah diye vurmaya başladı. Beklide terapist olmanın en iyi yanı yaptığın hataların farkında olman ve tekrarlamak için gayret sarf etmen.



Bu cümle çok basit gibi dursa da gün içinde çok kullanılır. Peki bu sık sık söylenen cümle çocuğun karakterine nasıl etki eder. İçerik olarak incelediğimizde direk karşı tarafın suçlandığı bir tutum içerisinde oluyorsunuz. Çocuk sizin bu tavrınızı görünce oda buna eşlik ediyor. Kendisinin bu olayın gerçekleşmesinde hiç katkısı yokmuş izlemi veriyor. İlerleyen yaşlarda çocuğunuz olaylar karşısında sorumluluk almıyor ve hatasını kabul etmiyorsa bu tutumuzun etkisi olacağından şüpheniz olmasın.




Bunun yerine canı acıdığında çocuğumuza nasıl davranmalıyız?



  1. Yaşadığı acıyı anladığınızı belirtebilirsiniz.
  2. Nerden nasıl düştüğünü sakince sorabilirsiniz. Bazen cevap almasınız da sakinleşecektir.
  3. “Tamam şuan acıyor ama birazdan geçecek” gibi pozitif cümleler kurarak onu rahatlatın                                                                                   
    Psikolog Ayşegül Karaoğlan

25 Şubat 2013 Pazartesi

Emzik Bırakmak


          Her çocuk dünyaya geldiğinde belirli reflekslere sahiptir. Emme refleksi de doğuştan sahip olduğu reflekslerdendir. Emme refleksi sayesinde çocuğun karnı doysa da bir diğer ihtiyaç olan güven duygusu da giderilmektedir. Emme refleksi 24 ay devam eder. Eğer ki Çocuk emzikten güven duygusunu alıyorsa 24-30 aylık olana kadar sağlıklı bir emzik ile bu duyguyu tatmin edebilir. Tabi Çocuğun ağız yapısını bozmayacak,bir emzik olmasına dikkat edilmesi gerekir. Emme refleksini anneyle gideren yani anne sütü alan çocuklar. Emme refleksinin tamamını anneyle giderebilir. Çocuk annesiyle bu refleksini tamamlıyor ancak diğer taraftan emzik kullanıyorsa, emzikle alışkanlık kazanıyor demektir.  Bu şekilde emzik bırakması daha zor bir durum olarak karşımıza çıkacaktır.



Peki emzik nasıl bırakılır?



Bununla ilgili pek çok yöntem kullanılmaktadır. Emziği bebeğinizle beraber,bebek kediye hediye etmek, sadece emzik yok artık demek, emziği kesmek ya da delik açmak.

Emziğin ucunu kesip ya da delik açtığınızda çocuk havayı emeceğinden emmekten eskisi kadar zevk almayacaktır. Sorduğunda ise “emzik bozulmuş artık annecim” şeklinde cevap vermeniz ya da onunla beraber “nasıl olmuş” diye kısa süre incelemeniz yeterli olacaktır. Birlikte çöpe atarak onun geri gelmeyeceğini anlamasında sağlayabilirsiniz. Daha sonra emziğin yoksunluğunu hissederse oyuncaklarına yönlendirerek unutmasını sağlayabilirsiniz.



ve daha farklı birçok yöntem denenebilir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise bu dönemde çocuğunuzla güven duygunuzu zedelememeniz olacaktıır. Devamında emziği kaldırdıktan sonra ortaya diğer emziklerin çıkmaması gerekir. Çocuk emziği istediğinde kararlı, sakin bir dille artık yok demeniz yeterli olacaktır.  Kucağınıza alıp saçlarını okşamanız ya da beraber kitap okuyarak başka bir konuya geçiş yapmanız durumu daha sakin bir şekilde atlatmanıza yardımcı olacaktır.


Psk. Ayşegül Karademir



24 Şubat 2013 Pazar

İlgili Anne Babasınız ama….


İlgi konusu açıldığında nedense birçok anne babanın savunma mekanizmalarının devreye girdiğini görüyorum. 

Bazılarında ise tam bir panik hali, ispatlamak için pes pese maddeler sıralanmış olmasına rağmen hala gözlerimin içine bakarak tatmin olup olmadığımı anlama çabası. 

Burada ki mesele ilgi kelimesinde ne anladığımıza bağlı olsa gerek. Kimine göre ilgilenmek çocuğun birincil ihtiyaçlarını karşılamakken, kimine göre onunla sürekli birlikte vakit geçirmek olarak algılanıyor. Aslında kişi sayısı kadar tanımda sığdırabiliriz buraya….. 

Bu zamana kadar ilgilendiğinizi düşünüyorsanız peki neden bu sorunları yasıyorsunuz?

Bahsettiğimiz ilgi nasıl birşey ve nasıl başlıyor? Aslında çocuğunuzu tanıyarak ilgi meselesinin %50 sini halletmiş oluyorsunuz. Neleri sever, ne zaman üzülür, ne zaman desteğe ihtiyaç duyar.......
Devamında başarısız olduğunda verdiniz tepkiler, hasas oldukları anlarda onları gercekten etkin bir şekilde dinleyip dinlememeniz, her ne olursa olsun onları kabullenip kabullenmemeniz gibi bir çok başlık sayabiliriz.

Bir danışanım seanslarımızın ilerleyen günlerinde şöyle demişti; "ben çocuğumla hep aynı mekanda durmusum onunla vakit gecirmemişim, onun duygularını dikkate almamısım."

 Bazen sırf çocuğunuz istedigi için (size göre sıkıcı) onunla oyun oynamaktır aslında ilgilenmek. Onun hayret ettiği şeylere birlikte keşfe çıkmaktır. Birde onun gözunden görmektir hayatı.

Asırlar önce peygamber efedimiz (sav) "Çocuğu olan kimse onunla çocuklaşsın."Camiüssağir [6:209, Hadîs No: 8975] Sözüyle bize ne çok şey açıklamıştır.

Yeryüzündeki yıldızlar filmi tam da bizim konumuzla örtüşüyor. Her anne babaya bu filmi izlemesini şiddetle öneriyorum. Aşağıda bu filmden kısa bir kare bulacaksınız.


Psk. Ayşegül Karademir


 

 

22 Şubat 2013 Cuma

Çocuklarda sınırlar nasıl olmalı?Kime ve neye Göre sınırlar?



Çocuklara dair sınırlarla ile ilgili birçok yazı okudum. Olumlu olumsuz birçok yazı ve sonuç olarak düşünüyorum ki aslında biz (aileler) sınırlarımızı bilmeliyiz. Öyle acımasız yazılarla karşılaştım ki “hata yapması halinde odaya kapatmalar, aynı acının benzerini çocuğa yaşatmalar” daha neler neler. Tabi benim yazdığım gibi net söylenmiyor bunlar. Daha sevimli hale getirilerek.(Düşünme odaları, arkadaşı ona tokat attıysa sende ona at gibi) Aslında işin özü su; karşımızda duran “emanetler” küçük beyler veya Küçük hanımlar bizi ve çevreyi keşfediyor. Bizim 20-30 yıldır gördüğümüz yaşadığımız olayları onlar belki ilk kez ya da birkaç kez yaşıyor. Koskoca insanlar bizler bile bazen yaptığımız hataları tekrar yapmıyor muyuz? Ya da Alışverişe gittiğimizde yeni bir nesne ile karşılaştığımızda şaşırıp, elimize alıp sağına soluna bakmıyor muyuz? Aynı şey onlar içinde geçerli; onlar bizim eskittiğimiz hayatı yeni keşfediyorlar. Tekrar tekrar test etmek istiyorlar. Peki bu keşif esnasında hiç kurallar olmayacak mı?



Tabî ki kurallar olmalı ama kime göre kurallar. Çocuğunuz için koymuş olduğunuz kurallar kendi rahatınız için konulmuş kurallar olmasın….. Her çocuğun hoşlandığı şeyler farklıdır ve yine her çocuk farklı yöntemle öğrenmeyi sever. Bunu en iyi bilecek kişiler şüphesiz ki annelerdir. Kimi çocuk için 30 dk oyun süresi yeterli iken kimi çocuk için 60dk oyun süresi doyurucudur. Kurallarınızı koymadan önce çocuğunuzu keşfetmelisiniz. Yoksa karşınızda kurallarınızı çiğneyen bir çocuk bulabilirsiniz. Peki kural kural dediğimiz şeyler neler.



Kurallar sayesinde karşımızda mum gibi çocuklar bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Kurallar dediğimiz şey çocuğun güvenliği sağlandıktan sonra keşfetmesine izin vermektir. Mesela çocuk prizle oynuyorsa bunda net olmalısınız. Net olmaktan kastim her prize gittiğinde onu azarlamak değil. Sürekli çocuğu azarlamak o davranışı pekiştirir. “Bu kadın ben buraya her yaklaştığımda bir tuhaf oluyor bakalım bu sefer yine öyle olacak mı?” hissi uyandırır çocukta. Sakin ve kararlı bir şekilde bazen tek cümle ile onu oradan  uzaklaştırmalısınız. Yaş gurubun göre bunu kabullenmesi değişecektir. Hala aynı davranışta ısrar ediyorsa dikkatini başka noktaya çekmenizi öneririm. Tabi bu dikkat çekme davranışı yaşanan olaydan tamamen bağımsız çocuktan çocuğa değişen bir durumdur. Ya da sen istersen ağlamaya devam et. Ben simdi mısır patlatmaya gidiyorum ya da bebeklerinin kıyafetlerini giydireceğim gelip bana yardımda edebilirsin diyerek o konudan o ortamdan uzaklaşabilirsiniz.    



Bir diğer sıklıkla sorulan sorulardan birisi ise uyku saati. Çocuklarının bir turlu aynı saate uyumadığını, bazen gece yarılarına kadar oturduğunu söyleyen ve bundan yakınan anneler. Uyku düzeninde istikrar çok önemlidir. En fazla 1 ay içinde çocuğunuzu aynı saatte uyutmaya alıştırabilirsiniz. Tam 1 ay sürekli aynı saatte yatırabilirseniz tabi ki…. 3. gün o saatte komşu geldi 5. gün biz komsuya gittik. 7. gün başka bir gerekçe olursa bu mümkün değil. Kesinlikle çocuğunuzu ağlata ağlata uyutmanızı kastetmiyorum. İlk günler yatağına beraber yatabilirsiniz. Sonraki günler yanında oturabilirsiniz daha sonra saçlarını okşayabilirsiniz. Tabi bunun yanı sıra uykuya geçiş ritüellerinizin olması gerekir; masal kitapları hafif müzik, diş fırçalama ….. bu konuda ayrıntılı yazılarım olacak.



Kısacası ilk kural çocuğunuzu tanımalısınız.

İkinci kural kuralları neye göre koyduğunuzu tekrar gözden geçirmelisiniz.

Üçüncü kural kurallarda tutarlı olup olmadığınızı tekrar düşünmelisiniz olumsuz davranışı pekiştirmemelisiniz olabildiğince o konudan uzak başka bir konuya geçiş yapmalısınız. 

Psk Ayşegül Karademir

"Hayattaki göreviniz sevgiyi aramak değil, sevginin karşısına kurduğunuz engelleri aramak ve ortadan kaldırmaktır." Rumi

Her insanın duygu derinliğinde kendisinden az ya da çok gizlediği, içinde çocukluk dramından parçaların bulunduğu bir gizli odası vardır. ...